Son Yazılar

Köpeklerde Tuvalet Eğitimi ya da Alışkanlığı Üzerine

Bu yazımda, köpeğimize Tuvalet eğitimini ne zaman vermeliyiz, doğru yere tuvaletini yapmayı nasıl öğretmeliyiz, köpeğimiz tuvaletini tutmayı ya da doğru yere yapmayı ne zaman öğrenir, tuvalet eğitimi verilirken nasıl bir mantık içerisinde olunmalı, tuvaletini öğretirken neler yapılmalı veya yapılmamalıdır gibi konuları ele alacağım. Bu konuyu bugün ele almamın sebebi, son zamanlarda biraz sonra açıklayacağım süreci zorlaştıracak sebeplere sahip 3-4 köpekle aynı anda çalışıyor olmam ve bu dertlerden muzdarip köpek sahiplerime/köpek sahiplerine yol gösterici olmak isteği.

Öncelikle, Tuvalet alışkanlığı, itaat eğitimindeki komutlar gibi verebileceğimiz bir eğitim değildir. Bunu milyon milyar kere daha tekrar etmem gerekirse ederim.

İtaat eğitimlerinde sistem genelde şu şekilde işler:  örneğin otur komutunu öğretirken köpeği oturma hareketine teşvik edersiniz, hareketi yaptığında ödülünü verirsiniz. Yeterli motivasyon varsa bunu isterseniz günde 300 kere tekrar edebilirsiniz. Bir süre sonra köpek, otur dediğinizde hangi hareketi yapması gerektiğine koşullanır. (Bkz: Edimsel koşullanma)


Peki Köpeğe Tuvalet Alışkanlığı Nasıl Öğretilir?

Fakat tuvalet alışkanlığında bu sayıda tekrarı bir günde yapabilme şansınız yoktur. Çünkü köpeği oturmaya teşvik edebilir, arka arkaya belki 20-30 kere oturtabilir ve öğrenmesi için ödüllendirebilirsiniz. Ancak bir canlıya arka arkaya tuvaletini yaptıramazsınız. Tuvaletini yapması için teşvik edemezsiniz. Dolayısıyla tuvalet alışkanlığında yapabilecekleriniz sınırlıdır. Dolayısıyla eğitmen ya da köpek sahibi, köpeğin tuvalet ihtiyacı olduğunun kesin olduğu durumlarda, örneğin yavru her uyandığında, yemek yedikten ya da su içtikten sonra ödüllendirme yapmak üzere çalışmasını yürütür ve sadece yanında olduğu sürede müdahale etme şansına sahiptir. Zaman içerisinde köpeğin sinidirim sisteminin nasıl bir zamanlamada çalıştığını tespit eder ve mevcut düzen üzerinde çalışmaya, küçük adımlarla geliştirmeye başlarsınız.

Yanlış yere yapılan tuvaletler, kesinlikle görmezden gelinmeli ve ceza uygulamalarına gidilmemelidir. 

Bu çalışmalar sırasında kullanılan en iyi yöntemlerden biri kafes eğitimidir. Köpekler, içgüdüsel olarak yattıkları alana tuvaletlerini yapmazlar. Bizler de yattıkları alanı sınırlar, belli aralıklarla onları tuvalet alanına götürürüz. Bir süre o alanda kalmış köpek, ilk olarak tuvaletini yapacağı için, doğru zamanda doğru yerde olmuş oluruz. Doğru alana tuvaletini yapan köpeği de anında sözlü ve somut olarak ödüllendiririz. Yapılabilecek tek teşvik budur çünkü. Zaman içerisinde alanından çıkarılan köpek, kendiliğinden belirlenmiş alana gitmeye başlar. Köpeğin kasları geliştikçe süreler uzatılır ve tuvaletin sıklığı azaltılır.

Ancak bu yöntemin çok önemli bir rizikosu vardır. Doğru uygulanmadığı takdirde köpek, kafesinin içine yapmak zorunda kalır. Kafesinin içine yani yattığı, uyuduğu alana tuvaletini yapmaya alışan köpek başlangıçta huzursuz olur, fakat bu tekrarladıkça onun için normalleşir ve "yatılan alana tuvalet yapılabilir" algısı oluşmaya başlar. Bu eşik, aşıldıktan sonra düzeltilmesi çok zor bir eşiktir. Çünkü köpeğin tuvalet alışkanlığı, köpek fiziksel ve mental açıdan olgunlaştıkça yuva, bölge, sınırlar gibi kavramlarla yerli yerine oturan bir alışkanlıktır ve yuvasına tuvalet yapmayı normalleştirdiğiniz durumda, siz tüm alışkanlığın inşa edileceği temel olan yuvanın temizliği temelini dinamitle patlatmış olursunuz.

Başlangıçta tüm eve her an ulaşılabilir durumda olmamanın ana gerekçesi budur. Köpeğin zaman içerisinde tüm evi ancak yuva olarak görmesi mümkündür. Bu nedenle dar bir alandan başlanarak yavaş yavaş yaşam alanı genişletilir ki tamamen doğala uygun olsun. Bu esnada da zaten tuvalet bölgesi ve zeminine gerekli yönlendirmeler yapılarak alışkanlık zamana yani olgunlaşmaya bırakılır. Köpeğin hem zemin/alan şartlanması, hem fiziksel olgunluğu (sfinkter dediğimiz kaslar) hem de mental olgunlaşması sonucunda köpek tuvalet alışkanlığını oturtur.

Eve ilk girdiği andan itibaren doğru yaklaşılmış köpeklerde bu alışkanlığın kazanılması bazen sadece birkaç hafta alabilir. Bazense maalesef köpeğin yaşını doldurmasına kadar zaman alabiliyor.

Bu süreci etkileyen ve zorlaştıran bazı etmenlere gelince:

1. Köpeğin fiziksel boyutu: fiziksel boyut büyüdükçe ya da küçüldükçe anatomik ve mental süreçlerden ötürü süreç zorlaşabiliyor. Bu anlamda en zor ırkların teacup tabir edilen minyatür boy yorkiler ya da dev ırklar Danua, bernese gibi köpekler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Küçük ırklarda en büyük dezavantaj köpeğin bir odayı ya da evi alan/bölge olarak görmesinin zaman alması, idrar kesesinin boyutu ele alınabilir. Dev ırklarda ise idrar kesesinin büyüklüğü yani o miktarda idrarı tutabilecek sfinkterlerin gelişiminin zaman alması dezavantaj olarak ele alınabilir.

2. Köpeğin üreticisi ve ilk yetiştiricisi: Üretici her zaman her konuda çok önemlidir. Çünkü köpeğin ilk alışkanlıkları önemlidir. Örneğin damızlık olarak kullanılan anne köpeğin psikolojik problemleri var ve yavruların ve yuvanın temizliğine dikkat etmediyse, siz 1-0 mağlup başlarsınız maça. Yine aynı şekilde üretici köpeklerin bulunduğu ortamın temizliğine dikkat etmediyse işiniz zor demektir.

3. Köpeğin alındığı ortam: Özellikle petshop gibi ortamlarda köpekler cam ya da tel kafeslerde tutulur ve uzunca bir zaman orada yaşarlar. Bu, şu anlama gelir, yattığın yer ve tuvaletini yapmak zorunda olduğun yer aynıdır. Biraz önce yuva kavramının nasıl genişlediğini ve bu algı bozulduğu anda sürecin çok zorlanacağından bahsetmiştim. Köpek doğduğu andan itibaren tertemiz bir ortamda olur aslında. Çünkü anne köpek yuvada hiçbir şekilde dışkı ve idrar tutmaz. Zaten bebek bir köpeğin idrarını yapması anne köpeğin onun sindirim sistemini uyarmasına bağlıdır ve anne bu esnada çıkan idrar ve dışkıyı yiyerek yok etmektedir. Yavrular ayaklanmaya başladıklarında ise zaten içgüdüsel olarak yuvadan her geçen gün uzaklaşarak tuvaletlerini yapmaya başlarlar. Dolayısıyla yavruyu siz bir alana hapsedip yuvadan uzaklaşmasına izin vermediğinizde, yuva algısını bozmuş olursunuz.

4. Düzensiz beslenme: Bilhassa evde yaşayan köpeklerde düzensiz beslenme, köpeğin ne zaman ve hangi sıklıkla tuvalet yapacağını değiştirdiği için bir dezavantaj olarak ele alınabilir. Daha düzenli bir sindirim sistemi, sizin köpeğinize daha sistemli yaklaşmanızı sağlayacak ana unsurlardan biridir.

5. Hatalı yönlendirmeler: Tuvalet alışkanlığı sürecinde yapılacak her tür hatalı yönlendirme süreci daha da zorlaştıracaktır. Aslında az önce kafes eğitiminin yanlış verilmesinin zararından bahsettim. Bununla beraber yavruyu yanlış yere yaptığı için cezalandırma, özellikle bu noktada yıllardır herkesin söylemesine rağmen maalesef halen kullanılan "çişini/kakasını" koklatma, burnunu sokma vb. uygulamalar başlangıçta köpeğin kafasını karıştırıp süreci uzatmakta, daha sonra sahibiyle ilişkisini zedelemekte ve güven/özgüven problemleri olarak ileride karşımıza çıkmaktadır. S. Freud anal dönemde tuvalet alışkanlığı aşırı disipline verilmiş çocuklarda savurganlık, cimrilik, çeşitli takıntılar, şiddet eğilimleri olabildiğini belirtmiş. Bu nedenle tuvalet alışkanlığını kazandırmak için yanlış yapmamaya özen göstermelisiniz. Benzer şekilde kimi köpekler de bunu bir dikkat çekme davranışı olarak kodlayıp kullanmaktadırlar. Bunun da sebebi yine yanlış yöntem ve köpek eğitiminin temel prensiplerini bilmemekten ileri gelir.

6. Aşırı beklentiler: Köpeğinizin bebek olduğunu unutmayın ve bunun da bir sürece doğru adımlarla yayılması gerektiğini! Aynı anne babadan doğmuş yavruların bile farklı birer birey olduğunu da aklınızdan hiç çıkarmayın. Sabrınız zorlandığında kendinizin kaç yaşında tuvalet öğrendiğini, kardeşlerinizi, kendi çocuklarınızı düşünebilir, araştırabilirsiniz. Eski köpeğinizin ya da yeni köpeğinizin kardeşlerinin hangi zamanda öğrendiğinin kıyasını yapmayın. Sadece doğru adımlar attığınızdan emin olun ve zamana ihtiyacınız olduğunu kabullenin.

7. Köpeğin yalnız geçirdiği süreler: Çalışan insanlar, gün içerisinde köpeğini tuvalet alanına yönlendiremeyeceği için, süreç genellikle zorlaşacaktır.

8. Tuvalet alanında yapılacak değişiklikler: Köpeği önce bu alana, sonra başka bir alana yaptırmaya çalışmak sürecinizi zorlaştıracaktır. Yani ilk 2-3 ayında evde gazeteye yapmaya alıştırdığınızda, daha sonraki süreçte dışarıya alıştırmak zorlu ve sancılı bir süreçtir. Köpek eskiden tuvalet alanı olarak kabullendiği alana yapmak için dışarı yapmayı reddedebilir. Ya da dışarıya alıştırma evresinde kafası karışıp o zamana dek halılara yapmamayı öğrendiği halde halıya yapmaya başlayabilir. Dolayısıyla ben, henüz aşıları tamamlanmadığı için dışarı çıkışı uygun olmayan yavrularda, başlangıç için balkon ya da teras gibi bir alana "rulo çim" uygulamasını tavsiye ediyorum. Bu sayede hem köpek çim zemine, hem açık alana tuvalet yapmaya alışıyor; hem de zaman içerisinde tuvalet ihtiyacı için balkona yönelmeye yani size haber vermeye başlıyor. Bu, kesinlikle apartman daireleri için önerdiğim, yıllardır hayvan sahiplerimin başarılı bir şekilde uyguladığı yöntem.

9. İlerlemiş ya da çok erken yaş: Tuvalet alışkanlığında hazır bulunuşluk önemlidir. Köpeğin fiziksel ve mental olarak bu alışkanlığı kazanacak seviyede olması gereklidir. Hem çok erken hem de çok geç dönemde alışkanlık kazandırmaya ya da var olan alışkanlığı değiştirmeye çalışmak süreci zorlaştıracaktır. Uygun dönem genellikle 35. Gün (bu süreç üreticideki süreç) ile başlar, 4. Aya doğru bir şeyler oturmaya başlar, günde 2 kez dışarı alışkanlığı ise genellikle 1. Yaşa doğru gerçekleşir. Dev ırklarda 2'yi bulabilir. (Bunlar birer genellemedir ve her köpek için aynı değildir. Ve doğru yöntemlerle ilerlendiği varsayılarak gidilen bir genellemedir.) Dolayısıyla, üreticisindeyken doğru başlangıç yapılmış bir yavruyu 2 aylıkken eve aldığınızda, zaman kaybetmeden yönlendirmelerine başlamalı, ancak kesinlikle zorlayıcı olmamalısınız. Köpeğiniz, kasları geliştikçe sizin emeklerinize karşılık vermeye başlayacaktır. Geç kaldıkça yanlış alışkanlığı pekiştirmiş olursunuz.

10. Rutin/Düzen/Disiplin: Disiplin, köpek eğitimin temelinde yatan ana unsurlardan biri. Ancak yanlış anlaşılmak istemem, burada, köpeğin değil, sahibin disiplininden bahsediyorum. Tuvalet alışkanlığına indirgediğimizde bu disiplini, düzen, rutin gibi sözcüklerle de karşılayabiliriz. Bu sözcüklerin de yine herkesçe aynı anlaşılması adına, saatli, bir program dahilinde bu konuya eğilmekten bahsediyorum. Köpeğin düzeni oturmaya başladıkça, saatleri küçük küçük oynarsınız ki daha uzun süreler tutmayı öğrensin köpeğiniz. Bu "küçük küçük" başlangıçta birkaç dakika ile başlar, köpek büyüdükçe 10-20 dk aralığına kadar yükselir. Düzen oturmaya başladıkça zaten köpeğiniz maksimum süresine ulaştığını belli edecektir. Size göre düzen ya da rutin, köpek için düzen ya da rutin olmayabilir. Yani sizin düzeniniz "eve geldikten 10 dk sonra" gibi bir düzense, eve geliş saatiniz her gün değişiyorsa, o düzen köpeğin tuvalet alışkanlığı için zor bir düzendir. Ya da haftanın 3 günü gece 3 günü gündüz çalıştığınız bir düzeniniz vardır; ancak bu, bir yavru için sadece düzensizliktir. Düzenden kastım, her gün, aynı saatlerdir. Ne kadar düzenliyseniz o kadar çabuk hedefe ulaşırsınız.

Konu üzerine belki daha çok yazılabilir ancak bu bilgiler tek bir yazı için yeterli diye düşünüyorum. Son olarak, bozulmuş bir yuva tuvalet algısının, yanlış yönlendirilmiş bir tuvalet alışkanlığının sonradan düzeltilmesinin çok zor ve normalden çok çok daha fazla zaman alacak bir süreç olduğunu hatırlatarak yazımı sonlandırmak istiyorum.



Oktay Gülsaçan
Sahip & Köpek Eğitmeni
İzmir - 2016
Devamını Oku

Köpek Eğitimi nedir, ne değildir?

Köpeksiz geçmiş birkaç yıl haricinde hemen hemen 20 yıllık köpek sahibi, 10 yıldır profesyonel anlamda köpek eğitiminin içinde biri olarak bu yazıyı kaleme alma ihtiyacını şimdi duyuyor olmam beni bile şaşırttı açıkçası.

Bugüne dek dilim döndüğünce değindiğim Temel İtaat Nedir, İleri İtaat Nedir, Köpek Sahibi Eğitimi Nedir, Pozitif Köpek Eğitimi Nedir, Eğitmen Nasıl Seçilir gibi çok genel soruların ardından, ana çerçeveye (Köpek Eğitimine) yeni değiniyor olmak gerçekten şaşırtıcı bir deneyim olacak benim için de.




Peki, gerçekten de köpek eğitimi nedir?

Eğitim, gerçekten de tanımlaması çok da kolay olmayan bir kavram. Planlı ve belirli bir programa bağlı olarak, bireye çeşitli istendik davranışları kazandırmak, bireye çeşitli şekillerde yaşamlarında ihtiyaçları olan bilgi ve becerileri kazandırmaktır diyebiliriz.

Yukarıdaki tanımlama bugün genellikle insan eğitimi için kullanılıyor olsa da, aslında buradaki birey illa insan olacak diye bir şey yok. Zira neredeyse tüm eğitim kuramlarının atası olan Klasik koşullanma da, edimsel koşullanma da, ilkin hayvanlar (fareler, kediler, köpekler) üzerinde yapılan deneylerle ortaya çıkarılmış kuramlar.

Zaman zaman öğretmen meslektaşlarım köpek eğitimi konusunda benden destek aldıklarında, köpek eğitiminin genel çerçevesinin insan eğitimindeki kuramlar olduğunu hemen fark ederler. Buradaki farklılık ise yöntem, teknik ve köpeklerin dünyayı algılayış, öğrenme biçimleridir.

Dolayısıyla köpek eğitimi de gayet planlı, programlı ilerleyen ve belirli bir müfredata uygun biçimde ilerlemesi gereken, köpekten köpeğe bireysel farklılıkların olduğu, istendik davranış kazandırma sürecidir diye kendi tanımımı yapabilirim. Belirli bir alana hizmet etmesi beklenen köpeklerin, örneğin dedektör köpeklerin, rehber köpeklerin, arama kurtarma köpeklerinin... vb. alelade seçilmemesinin sebebi, köpekten köpeğe değişen bireysel farklılıkların olmasındandır. Ya da bu profesyonel işler için çok uygun olan bir köpek, sizin evinizde pet/evcil köpek olma yolunda çok da başarılı olmayabilir.



Köpek sahibi olurken, birçoğumuzun "köpek sahibi olmaktan" beklentileri vardır. Kafamızda köpeğimizle yapacağımız faaliyetler, katılacağımız etkinler, aile albümümüze henüz köpeğimizi edinmeden "zihnen" yerleştirdiğimiz fotoğraflar vardır. Fakat köpeğin, belki de hiç doğmamış ancak kendisine rolü biçilmiş köpeğin hiçbir şeyden haberi yoktur. Sizinle karşılaştığı anda sizin gözünüzde canlanan hayali filmin bir karakteri olan köpek, sadece farklı bir insan görmüş bir köpektir. Siz ona tonla anlam ve beklenti yüklemişseniz bile, o henüz sizi tanımaya çalışmaktan öteye gitmez. Canı o anda oyun oynamak istediyse yeni tanıştığı bu canlının kendisine bir oyun arkadaşı olup olmadığını anlamaya çalışır, açsa yiyecek kaynağı olup olmadığını... Yani sizi o an olduğunuzdan farklı görmez. Peki ya siz? Sizin beklentileriniz?

Bir köpek sahibi olmak istediğinize göre, bir köpekten mutlaka beklentileriniz vardır. Sizi bunun için yadırgamıyor ya da yargılamıyorum. Sadece durumun farkında olmamız gerekiyor. Çünkü köpeğin sorumluluğunu aldığımızda, köpeğin de bizden beklentileri olacak... Bu biraz da çocuk sahibi olmaya benziyor. Günümüzde birçok ebeveyn, henüz çocuğu doğmadan onun geleceği ile ilgili planlar yapmaya başlıyor; oysa çocuk kendisine biçilen role hiç uygun olmayabiliyor. Nasıl bir insana ait olmadığı bir rol yüklendiğinde hem o rolü düzgün yapamayacak, hem de mutsuz olacaksa; köpek için de durum çok farklı değil. Sizin beklentilerinize uygun olmayan bir yavruyu bir kalıba sokmaya çalıştığınızda, normalden çok daha fazla efor sarf eder, ancak düşük verim alırsınız.

İşte köpek eğitimi ve köpek eğitmenleri daha bu evrede sizin yanınızda olmalıdır. Doğacak çocuğunuzu seçme şansınız olmayabilir, ancak beklentilerinize "en çok yaklaşacak" köpeği seçmenizde bir eğitmen yardımcı olabilir. Belki de en azından beklentilerinizi törpülemeye yardımcı olabilir.

Siz belki köpek eğitmeninden "sadece" köpeğinizi istediğiniz kalıba sokabilmek için yardım istiyorsunuz, ancak bir eğitmenin işi hiçbir zaman ısmarlama köpek yetiştirmek değildir. Bizim işimiz iki taraf arasında bir orta yol bulmaktır bir nevi, arabuluculuktur. Dolayısıyla köpek eğitimi, sahibin yaşam standartları, köpeğinden beklentileri doğrultusunda, köpeğin potansiyelini doğru değerlendirmek ve ona bu "reel" istendik davranışları, belirli bir program dahilinde, bir plan çerçevesinde kazandırmaktır. Bu esnada, sahibin reel olmayan beklentilerini ona açıkça ifade edebilmek ve bu istendik davranışları nasıl kazandıracağı ve sahibin bu aşamadaki görev ve sorumluluklarını ona açık ve net olarak anlatmak zorundadır.

Buraya kadar anlattıklarımdan, şunu fark edebilmişsinizdir: Köpek eğitmeninin işi, hiçbir zaman sadece köpeklerle değildir. "Al, köpeğimi eğit, teslim et." devri çoktan kapandı. Eskiden köpeğinizi teslim ettiğiniz ve eğitimden sonra aldığınız ekoller tükenmek üzere. Yüzlerce "sahip eğitmeni", "köpek eğitim koçları" filan türedi. Neredeyse tüm kurumlar, sahibin; köpeğin eğitim sürecinde aktif olarak bulunduğu programlara yöneldi. Bunun sebebi çok açık: Köpekler tahmin ettiğinizden daha yüksek zekaya sahip canlılar. Özellikle sosyal ve duygusal zekaları çok yüksek. Yaklaşık 12-15 bin yıllık bir beraber yaşam sürecinden bahsediyoruz. Adaptasyon yeteneği son derece güçlü bu hayvanı, siz ve eğitmeni arasındaki farkı anlayamayacak bir canlı olarak düşünmek, şüphesiz ona hakaretten başka bir şey olmayacaktır. Dolayısıyla eğitmenin rolü, köpeğe bu istendik reel davranışları kazandırırken aynı zamanda köpeğin sahibine; kendi köpeğini kontrol edecek kadar da olsa, bilgilerini onunla paylaşmak, her köpek sahibini kendi köpeğinin eğitmeni olacak donanıma ulaştırmaktır aynı zamanda.

Bir köpek, Her Köpek Değildir!

Diğer eğitmen arkadaşlarımı bilemiyorum ancak, benim sıkça karşılaştığım cümlelerin başında "Diğer köpeğim, eski köpeğim..." ile başlayıp "...değildi." ile başlayan cümleler gelir. Hayvan sahibinin daha önceden bir veya birkaç köpek tecrübesi olması, onu bir köpek gurusu yapmaz. Yazının başlarında da ele aldığım gibi, her köpek biriciktir. Hepsinin birbirinden farklı olması normal olandır. Aksi takdirde bizler köpek sahibi değil, sanal bebek sahibi olmayı tercih ederdik. Dolayısıyla köpek eğitimi de hiçbir zaman tek bir yöntem ve teknikten ibaret değildir. Eğitmenin işi, o köpeğe ve sahibe uygun eğitim yöntemini tespit ve tatbik edebilmektir. Bu da ciddi bir teorik ve pratik bilgi birikimini gerektirir.

Eğitim Uzun Yıllar Alan Bir Süreçtir

Evet tam da öyle. Üç-beş komutu 50-100 kere tekrar ettiğinde köpeğiniz eğitilmiş sayılmaz. Eğitimli bir köpek, sizin yaşam standardınızda size adapte olmuş köpektir. Nasıl ki insan eğitimi uzun yıllar alıyorsa, köpeğin de fiziksel ve mental gelişimi yıllar alır. Dolayısıyla verilen eğitimler de köpeğin hazırbulunuşluğu göz önünde tutularak verilmelidir. Burada bazen fiziksel gelişim, bazen aşamalı eğitimler gibi çeşitli faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.

Yukarıda üstüne basa basa söylediğimiz, planlı ve programlı eğitim tam da bu noktada devreye girer. Her aşamanın titizlik ve hassasiyetle aşılması gerekir. Bazen bir davranışı hızlıca öğrenen ve yaşamında kullanan bir köpek, başka bir davranışı hemen öğrenemeyebilir ya da öğrendiği yeni davranışı yaşamında kullanmamakta ısrarcı olabilir.

Siz Eğitmeseniz de Onlar Öğrenir!

Evet, çok temel problem kaynaklarından biri aslında bu gerçektir. Sizin, köpeğinizi eğitmiyor olmanız, köpeğinizin bir şeyler öğrenmediği anlamına gelmez. Öğrenme ve eğitim farklı kavramlardır. Öğrenme, doğal süreçte gerçekleşebilen bir şeyken, eğitim için bir müfredat şarttır. Dolayısıyla siz köpeğinizin eğitimi için belli bir yaşı beklerken yaptığınız her şey, köpeğin yaşadığı her deneyim onun bir şeyler öğrenmesine sebep oluyor zaten. Dolayısıyla hep söylenen bir gerçeği de yeniden vurgulamak gerekir: Köpek eğitimi köpek sizinle tanıştığı an başlar, köpeğiniz öldüğü gün biter.

Tüm bu bilgiler ışığında, köpek eğitmenlerine başvurmak için en uygun zamanın aslında köpek sahibi olmadan önce olduğunu söylemem kesinlikle yanlış olmaz. Sizin yaşamınızın bir köpek için uygun olup olmadığı, hangi köpeğin sizin için daha uygun olabileceği, köpek sahibi olduğunuzda hayatınızın nasıl değişeceği, doğru yavrunun seçimi ya da beklentilerinizin realize edilmesi gibi pek çok konuda önceden müdahale etmek her iki taraf için de olumlu sonuçlar doğuracaktır. Köpeğin eve girişi, ona uygun ortamın sağlanması, aile bireyleri ile tanışma, egzersiz düzeni, sosyalleşmesi gibi konularda da sizin bir adım önde olmanız, köpeğinizin eğitiminde çok büyük fayda sağlayacaktır. Yine daha sonraki süreçte neler yapıp en önemlisi de neleri kesinlikle yapmamanız gerektiğini yine eğitmeninizin yönlendirmesiyle uygulamanız sağlıklı olandır.

Bu kadar detaylı bir yazı yazdıktan sonra, köpek eğitmenliğinin ülkemizde akademik bir geçmişi olmadığını da belirtmeden edemeyeceğim. Maalesef bunun bir üniversitesi yok. İlk akla gelen fakülte Veterinerlik Fakültesi iken, veterinerlik fakültelerinin müfredatlarında köpek eğitimi yok. Örneğin Veterinerlik puanı en yüksek üniversitelerimizden birinin tüm okul müfredatında, hayvanların vücut dili, davranış bilimleri ve kedi-köpek yetiştiriciliği adında birkaç seçmeli ders var. Bunu kesinlikle yadırgamıyorum, çünkü veterinerler, hayvanınızın sağlığı ile ilgilenen kişiler. Özel olarak bu alanda akademik çalışma yapmadıysa, köpek, tek başına bir branş bile değilken, eğitimi ve psikolojisi kesinlikle onların alanı değil.

Çeşitli devlet kurumlarında belirli branşlara yönelik eğitmenler, hizmet içi eğitimlerle yetiştiriliyor. Ancak onlar da hem sadece o kurumun (detektör, arama kurtarma, güvenlik vb.) ihtiyacı doğrultusunda donanımlılar. Pek çoğu evde, çoluk çocuğun olduğu ortamlarda bir pet beslemek konusunda size yardımcı olamazlar. Çünkü iş köpekleri, ev köpeklerinden çok farklı yetiştirilir.

Ya da çeşitli köpek eğitim kurumları, kendileri çeşitli kurslar açarak köpek eğitmeni yetiştirirler. Hangi müfredat uygulanmıştır? Yeterlikleri kimler denetime tabii tutmuştur? Bunlar hep camiada tartışılan ancak üzeri örtülen konular olmuştur. Bu tarz konularda en azından sektörün farklı elemanlarından oluşan bir kurul olmalı. Ülkemizde henüz faal bir köpek eğitmenleri birliği, derneği vs. olmaması içinse sadece üzülüyorum şimdilik. Tek bir ortak paydamız bile yok, internette bile. Gidip IACP gibi aslında yöntem ve tekniklerini benimsemediğim (sadece eğitim standartlarını baz alıyorum) bir organizasyona üye oluyorum mesela, çünkü ülkemizde bir organizasyon yok, benimsemediğim bir organizasyon bile yok eğitimle ilgili. Muhalif olacağım bir ekol bile yok. Burada sadece at izinin it izine karışmasından bahsediyorum, yoksa bu işi hakkıyla da yapan pek çok insan var ülkemizde. Sadece dikkatli olunması gereken bir konuyu vurgulamak istedim.

Peki bu konuda kime güvenebilirsiniz? Dünyada pek çok köpek eğitim ekolü, yöntem ve tekniği var. Bunun en temel sebebi, köpeklerin "öğrenmeye aç" hayvanlar olmaları ve üstün adaptasyon yetenekleri. Siz pratik olarak tamamen yanlış bir şey uyguluyor olsanız bile köpeğiniz sizin anlatmaya çalıştığınız şeyi anlamak için mücadele ediyor ve çoğu zaman siz başardığınızı düşünüyorsunuz. Etken ve edilgen dili nasıl ve ne zamanlar kullandığınıza dikkat edin, sizi kolayca ele verecektir. Örneğin köpeğiniz otur komutunu biliyorsa onu siz öğretmişsinizdir, ancak "gel"miyorsa muhtemelen bunu dile getiriş tarzınız "köpeğim gel dediğimde gelmiyor"dur. Bir şeyi öğrendiyse çoğunlukla siz etken durumda, öğrenmediyse köpeğiniz etken durumdadır. Öğrendiyse ben öğretmişimdir ama öğrenmediyse o öğrenmemiştir/öğrenememiştir ya da yapmıyordur. Eh tersten baktığımızda da 1 ya da 1000 köpeği eğitebilmiş olması, kimseyi köpek gurusu yapmaz, kendimi de dahil ederek söylüyorum bu cümleyi. Tek bir yöntemin doğruluğuna inananlar, diğerlerinin yöntemlerinin başarasız olacağına inanırlar. Dolayısıyla neredeyse tüm dünyada birkaç eğitmeni bir araya getirip uzaktan onların birbirlerine sataşmalarını zevkle izleyebilirsiniz. Dünyayı sadece internetten görebildiğim kadarıyla yorumlayabilirim ancak Türkiye'de durum kesinlikle böyle.

Bir eğitmenin öncelikli hedefi köpeği ve sizi tanımak olmalıdır. Ancak tecrübe her zaman önemlidir. Bununla beraber teorik birikime dikkat etmelisiniz. Sonuçta ailenizin bir parçası olacak canlıyı yetiştirirken danıştığınız kişinin rolünü, akademik geçmişini, teorik ve pratik bilgisini, bu bilgileri size nasıl aktardığını dikkatle incelemelisiniz. En büyük payı, bildiklerini size aktarabilme yeteneğine verirdim ben olsaydım.

Umarım bu yazımda, köpek eğitiminin ne olduğu ve ne olmadığı, köpek eğitmeninin rolünün hayatımızda ne olduğu gibi konulardaki düşüncelerimi az çok aktarmayı başarabilmişimdir. Hepinize köpeklerinizle birlikte mutlu anlar dilerim.



Not: Sizlere daha faydalı içerikler sunmamız adına, yazılarla ilgili yorum yaparsanız çok büyük memnuniyet duyarım.





Köpek & Sahip Eğitmeni

Oktay GÜLSAÇAN

İzmir - 2016
Devamını Oku

Bir Köpek Eğitmeni ile Konuşurken Kullanmanızın Bir Şey İfade Etmediği 10 Cümle




Evet, biraz onedio, bunedio tarzı bir yazı olacak ama, aşinalık olursa belki daha somut sonuçlar elde edebileceğimizi düşündüğümüz için bu şekilde kaleme almayı uygun gördük. Konumuz, bir köpek eğitmeni ile yapacağınız ilk görüşmede kullanmanızın size ve bize bir şey kazandırmayacağı kimi cümleler. Bir eğitmenle konuşurken bunları kullanmazsanız daha iyi bir iletişim kurmanız mümkün.





1. "Köpeğim çok yaramazlık yapıyor!"

Şüphesiz bu cümle, biz eğitmenler için yıllardır duyduğumuz pek çok şikayetin ve beklentinin ip uçlarını içeriyor. Köpeğin kaç aylık olduğundan ırkına, nerede yaşayıp sahibin yaşam koşullarına kadar pek çok veriyi bir anda tarayıp belli genellemelere ulaşmamız mümkün, fakat "yaramaz" kavramı çok ucu açık bir kavram. Kimi hayvan sahibi köpeğinin onu gördüğünde üzerine atlamasını yaramazlık olarak adlandırırken, kimisi heyecandan çiş kaçırmasını, kimisi tasmayı ısırmasını ya da dışarda kedi kovalamasını yaramazlık olarak adlandırabilir. Bir eğitmeni aramak üzere telefona uzanmadan evvel, siz neyi yaramazlık olarak adlandırıyorsanız, somut olarak bunları maddeler halinde bir kenara not almanız, biz eğitmenlere çok daha sağlıklı veriler sunmanızı sağlayacaktır.





2. "Çok şımarık bir köpeğim var!"

Bu, ilk cümleyle kesinlikle paralel yapıda ve paralel bir algıya sahip olsa da, şifre çözücülerimiz, bunun "köpeğim sürekli temas etmek istiyor, misafir geldiğinde yerinde durmuyor, herkes sürekli onunla ilgilensin istiyor, ilgi göremez ya da istediği olmazsa havlıyor, çiş yapıyor, eşya kaçırıyor ya da parçalıyor" vb. ifadeleri karşılamak üzere kullanıldığı sinyalini veriyor. Siz yine de en iyisi, köpeğiniz ne yapıyorsa "şımarık" ifadesinden ziyade, daha somut olarak bizlerden değiştirmek üzere çalışma yapılmasını istediğiniz istenmeyen davranışları belirtin.










3. "Çok fazla bir şey istemiyorum..."

Kesinlikle benim favorim bu üçüncü cümle. Genellikle "çok fazla bir beklentim yok" ile başlayıp "Gel dediğimde gelsin, git dediğimde gitsin, otur dediğimde otursun, kalk dediğimde kalsın, kapıdaki herkese havlamasın ama tipini beğenmediklerime havlasın, ısır dediğimde ısırsın, bırak dediğimde bıraksın, yolda tasmasız gezdirebileyim, ben alışveriş yaparken marketin önünde sessizce beni beklesin, agresif olmasın ama gerektiğinde beni ve ailemi korusun..." gibi pek çok istekle devam eden cümledir bu. Bizim algımız bu baştaki cümleyi duyduğu noktada şuna işaret eder, "arayan kişi az paraya çok iş isteyecek". Dolayısıyla istediklerinizin az ya da çok olduğuna bırakın eğitmeniniz karar versin. Siz isteklerinizi sıralayın, bizler nelerin gerçekleştirilebilir beklentiler olduğunu sizlere anlatalım.




4. "Full eğitim ne kadar?"


İşte pırlanta cümlelerden biri de şüphesiz bu. Mesleğimin ilk 3-5 yılında "full eğitim" tabirinin soyut bir kavram olduğunu anlatmaya çabalıyordum ama, bir süre sonra zaman kazanabilmek adına "sanırım temel itaat, ileri itaat ve koruma" demek istiyorsunuz diye yol göstermeye çalıştım. Evet bildiniz, full eğitim diye bir şey yok. Olmaz, olamaz. Bu cümleyi sarf ederken çocuğunuzun hem doktor, hem mühendis, hem avukat, hem çiftçi, hem polis, hem hem hem... olmasını istediğinizi aklınızdan çıkarmayın. Çünkü köpek eğitiminde de branşlar var. Koruma bile kendi içinde branşlara ayrılıyor. Size daha da kötü bir haber vereyim, her köpeğin her eğitime yatkınlığı yok. 




5. "Köpeğimi eğitime vermek istiyorum, fiyat bilgisi alacaktım?"

Ve sıra geldi beş numaraya! Öncelikle bizler, hizmet sektöründe görev yapmaktayız. Mal satmıyoruz, dolayısıyla fiyat yerine "ücret" demek daha doğru olacak ama, daha da önemlisi, köpeğinizin hangi konuda eğitime ihtiyacı var? Öncelikle bunu somutlayalım beraberce. Çünkü az önce de birkaç kez tekrarladığım gibi, herkesin eğitimden beklentisi ve ihtiyacı farklı oluyor. Dolayısıyla da bu, ücrete etki ediyor.




6. "Köpeğim gel, otur gibi komutları biliyor, ileri itaate göndermek istiyorum..."
Genellikle bu cümle, az şey bilip terminoloji kullanmaktan kaçınmayan bir insan algısı yaratmaktan öte bir şey ifade etmiyor eğitmen için. Bu cümleyi kullanan kişi, genellikle az sonra "Tasmalı bir türlü yürümüyor, çok çekiştiriyor, dışarda hiçbir dediğimi yapmıyor, herkesin üstüne atlıyor, her köpeğe havlıyor..." gibi aslında temel ya da tasmalı itaatin içerisinde yer alan bazı konulara da dikkat çeker. 



7. "Köpeğim tasmayı çok çekiştiriyor, o yüzden tasmasız gezdirmek istiyorum."
Evet, en sevdiğim ikinci de bu! "Çocuğum yürümeyi bir türlü öğrenemedi, bu nedenle pilot olsun istiyorum" demek gibi bir şey bu. Hayvanlarla ilgili yasaları hatırlatmak ve öğretmek tabii ki biz eğitmenlerin misyonu olsa da, köpeğinizin ilgisi kayıştayken bile sizde değilse, kayış açıldığında kim bilir nasıl bir kargaşaya götürecektir ortamı, inanın hiç merak etmiyoruz. Bu nedenle her şeyi, sırasıyla öğretmek en doğrusu. Unutmayın, kayışta düzgün yürüyen bir köpeğin size yükü olmamalı.





8. "Sadece koruma eğitimi istiyorum. İtaat etmese de olur."

Dünyadaki bütün eğitim programlarında, sadece hayvan için olanlarında değil, "önkoşul" denen bir kavram vardır. Okuma yazma öğrenmemiş birinin cerrah olması durumunda kendinizi onun ameliyat masasına bırakırken ne kadar huzurluysanız, bizlerden de bunu istediğinizde o kadar huzurlu oluruz. 




9. "Pahalı değil mi?"
İşte favori üçüncü cümlem. Pahalı mı? Bilmiyoruz ki. Bize göre o olmalıymış verdiğimiz hizmetin karşılığı ki onu istemişiz ücret olarak. Pahalı olduğunu düşünsek söylemezdik. Ha belki de pahalı bir şey istemişsinizdir, o yüzden biraz pahalıdır gerçekten. Mesela birçok insana göre bir Ferrari pahalı, kimine göre inanın değil. Gerçekten inanması güç ama, bazı insanlara göre Ferrari pahalı değil. Bazılarımıza göre bir tabak yemeğe 10 lira vermek pahalı, bazılarımıza göre bir restaurantta 5000 lira hesap ödemek pahalı değil. Evet, siz de haklısınız, bir meslek odamız, birliğimiz olmadığı için ücretlendirmelerde bir standardızasyonumuz yok. Maalesef hizmette de bir standardizasyonumuz yok.  Bu cümleyi kullanmanız bizim için tamamen havada kalıyor, alacağınız hizmete de, kimden alacağınıza da, bütçenize de siz karar verebilirsiniz, bizim, sizin bütçeniz ile ilgili bir yargıya varmamız biraz abes kaçacaktır, bu nedenle bu soruya verebilecek pek de bir cevabımız olmuyor. 




10. "Köpeğim söz dinlesin istiyorum."
Hepimiz dünyada barış olsun, açlık olmasın, herkes sevgi dolu, rahat rahat yaşasın istiyoruz. Bilmiyorum, belki de hepimiz bunu istemiyoruz. Ama biz en azından şunu biliyoruz, bazı konularda emek sarf etmeden yol kat etmemiz mümkün değil. Köpeğinizin hangi sözleri, hangi koşullarda, nasıl dinlemesini istiyorsanız ilk önce onları belirlemeli, ondan sonra bunları nasıl sağlayacağınızı öğrenmeli, sonra da pratik olarak bunları çalışmalısınız. Biz eğitmenler ikinciyi size öğretir, yani nasıl öğreteceğinizi öğretir, nasıl pratik yapacağınızı gösterir, biraz da köpeğe ilk etapta bunları pratik yaptırırız. Bizim elimizden gelen budur, sonrasında top sizdedir. Köpeğinizle beraber, sevgi dolu ve huzurlu bir yaşam istiyorsanız, onun eğitimine emek harcamak zorundasınızdır.


Devamını Oku

Vesta Köpek Eğitimi & Köpek Oteli 2016



Tadilatların, mücadelenin ve tabii ki köpeklerle beraber geçmiş yoğun bir 2015 yılının ardından herkese yeniden merhabalar. Hani Herakleitos'un meşhur "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." sözüne istinaden, değişime ve gelişime sonsuz inanan insanlar olarak, 2015 yılını ciddi bir değişim süreci olarak tarihimize geçirdik. Hayatımızda hep bir adım öteye, hep daha iyisini yapmaya çalışan insanlar olarak, bu değişimleri gerçekleştirirken, bunun bir yolculuk olduğunun, nihai bir son olmadığını aklımızdan çıkarmadık. Gelişimimizi sürdürürken, değişim yolculuğumuzda 2015'te neler oldu, 2016'da neler olacak adım adım sizlerle de paylaşmayı da gerekli görüyoruz.










Taşındık...

Öncelikle 2014 yılının sonu, 2015 yılının başında Urla'daki yerimizden, Kemalpaşa'daki yeni yerimize taşındık. Aslında bu biraz zorunluluktu; ancak bunu gelişimimiz için bir fırsata dönüştürmeliydik. Bildiğiniz gibi, 2011 yılında Urla'ya başlarken, artık konaklamalı eğitim de vereceğimizi de duyurmuştuk. O dönemi hatırlarsanız, 5500 m2'lik bir alanın, çok az sayıda köpeğe hizmet verecek butik bir oluşum için çok faydalı olacağını da düşünüyorduk. Ancak ilk 1 yıl içerisinde fark ettiğimiz, o büyüklükte bir arazinin, köpekler tarafından kullanılmadığı, ortalama 3-4 köpeğin aynı anda koşup oynadığı alanın yaklaşık 1000 metrekarelik bir alan olduğu, geri kalan arazinin ise bakımıyla, temizliğiyle bize iş yükü getirdiğini fark etmek olmuştu. İşte biraz da zorunlu bu taşınma sürecimizde, daha kompakt bir tesisin köpekler ve bizim için daha stabil, daha uygun olacağını düşündük. Bununla beraber Urla, her ne kadar manzarasını ve yaşam koşullarını sevsek de, hayvan sahiplerinin pek çoğu için hayli uzak bir ilçeydi. Hoş, samimiyetle şunu söyleyebilirim, bu taşınma sürecinde 6 ay kadar Nil'i İzmir'de bırakıp Zonguldak'ta bulunduğum süre içerisinde, uzaklığın, bizi tanıyanlarca çok da önemli olmadığını gördüm. Nil'in misafir köpek almadığı o süreçte, İzmir'den kalkıp Zonguldak'a köpeklerini getiren tüm hayvan sahiplerine sonsuz teşekkür ediyorum. O süreçte, uzaklığın, sadece bir mazeret olduğunu anlamıştım, ancak bizi tanıyanlar için. Tanımayanlarla tanışmak içinse, yakın olmak, bir avantaj olurdu. Dolayısıyla şehre daha yakın, daha kompakt bir yer istedik. Bu nedenle de 2014 sonu 2015 başlarında, Kemalpaşa'daki yeni yerimize taşındık. Ve tabii ki o an itibariyle de çok zorlu bir tadilat girdabına kapılmış olduk.
Kaja ve Kaptan

Bu yazı, 1 senenin acısını çıkarırcasına uzun bir yazı olacak belki ama, bu web sitesi, kurumsal bir kimlikten öte, Vesta Eğitim Ailesi'nin bir güncesi aynı zamanda. Köpek sahiplerimizle bir aile olmanın hazzıyla kaleme alınıyor. Bizimle hiç çalışmamış insanlar içinse bu site kimi zaman bir yol gösterici, kimi zaman salt bilgi içeren bir kaynak, kimi zaman da bizleri daha iyi tanımalarına fırsat veren bir ayna olsun istiyoruz.

2015 yılında başlayan tadilat girdabımızda sürüklenirken, neredeyse Mayıs, Haziran ayına dek bir yandan da hizmet vermemiz gerekliydi. Bu kimi zaman hayır diyemeyeceğimiz hayvan sahiplerimizin ihtiyaçları, kimi zaman da ekonomik gereklilikti ama değişim ve hizmet sürecimiz aynı anda işlemek zorundaydı. Yorulduk mu, çok yorulduk. Daha evimizin eşyalarını yerleştirmeden, ilk misafirimiz Kaja Hultgren'in köpeği Kaptan'ın eğitimine başlamamız zorunlu olmuştu. "Bir hafta bekleyin" diyemeyeceğimiz bir zorunluluk hem de. Aldık, başladık, bitirdik, bugün Norveç'ten bize yılbaşı tebriği attıklarında, Kaptan'ın bize geliş sürecinde "Ötenazi"den dönmüş bir hayvan olduğunu hatırladık, kendimizle ve sahibiyle gurur duyduk. 



Kapasitemizi artırdık...
Misafirlerimizden...


Neler değişti, evet, yerimiz değişti. Kapasitemiz 1'i eğitim olmak üzere 4'le sınırlıydı Lojistik olarak Urla'da, ama talebi karşılayamıyordu. Bu nedenle zaten zaman içerisinde önce 2'ye 2, sonra 3'e 1 yapmıştık ve tabii ki 2011 yılında yeni konseptimiz gerçekten bir yenilikti, sonuçlarını ve kapasitemizi biz bile bilmiyorduk. Eh 5 yıllık köpek oteli deneyiminin ardından, kapasiteyi artırmak da artık bir zorunluluk niteliğindeydi ve iyi bir fikir gibi göründü.





 Dolayısıyla Kemalpaşa'da 10 odalı bir yer tasarladık. Bunlardan 3 tanesi tamamen ev köpeklerine yönelik, bir insanın rahatlıkla kalabileceği gibi tasarlandı, 7 oda, kendisine ait, sabah ve akşam tuvalet saatlerinde yoğunluğumuzu azaltacak şekilde, köpeklerin kendine ait 50 m2 ile 200 m2 arasında bahçeleri olması yönünde daha aktif veya bağımsız köpekler için tasarlandı. Sonuç itibariyle her köpek ev köpeği de değildi. Öte yandan, 1000 m2'lik bir alan eğitim ve oyun için çimlendirildi. Sonuç itibariyle otelin kapasitesi 8'e çıkarıldı, ancak bu odaların 4 tanesi eğitimdeki köpeklere, 4 tanesi misafir köpeklere ayrıldı. Odalarda ve bahçelerde standart bir boyut hesaplanmadı. Köpeklerin ihtiyaçlarına göre oda boyutları 6 m2 ile 14 m2 arasında, bahçe boyutları da 50 m2 ile 200 m2 arasında tasarlandı. Aynı zamanda bu, hayvan sahipleri için ücretlendirmede de esneklik yaratma şansı doğurdu bize. Kaliteyi ve hizmet koşullarını düşürmeden, fiyatı da yükseltmeden, aynı hizmeti sunabilmek adına giriştiğimiz bu işte, 2015 yılında 100'ü aşkın hayvan sahibine konaklamalı eğitim veya köpek oteli olarak hizmet verdik. 


Ücretleri iyileştirdik...


Yine değişiklik olarak, 2015 yılının ortalarında, ücret politikamızla ilgili çeşitli yenilikler getirmeyi denedik. Ve yıl sonu değerlendirmemizde, bazı deneyimlerimizi kalıcı hale getirmenin uygun olduğunu düşündük. 

Burası sanırım en çok hoşunuza gidecek kısım olacak. Erken Eğitimi Teşvik Günleri etkinliğimiz kapsamında aldığımız dönütlere dayanarak, bunu artık konseptin bir parçası olarak kalıcı hale getirmeyi uygun bulduk.


 Bu bağlamda,

4-6 ay aralığındaki köpeklerin konaklamalı eğitimlerinde %30,
6-8 ay aralığındaki köpeklerin konaklamalı eğitimlerinde %20
2-5 ay aralığındaki köpeklerin sahip eğitimlerinde %50 indirim oranını 2016 yılı için sabitledik. 




Bazı alanlardan çekildik...
Çok da önemli olmayan bir değişiklik olarak, Köpek Gezdirme hizmetine ekip yetersizliği nedeniyle 2016 yılında ara verme kararı aldık.


Ekibimizi güçlendirdik....
2015 ortalarında eski hayvan sahiplerimizden Hüseyin Erküçük'ü de ailemizin bir parçası olarak görmeye başladınız. Eskiden sadece köpeklerinizin üvey annesi olan eşim Nil, 5 yıllık bir deneyimin ardından aldığımız olumlu sonuçlar nedeniyle daha çok eğitim ve sağlık tarafına kayarken, onun "oyun arkadaşı" misyonunu daha çok Hüseyin Abi'ye verme kararı aldık. 2016 yılında planlarımız beklentilerimizle doğru orantılı olursa ekibimize katmayı planladığımız yeni insanlar da olacak.


Sosyal paylaşım ağımızı yeniledik...
Eh, bizler yavaş yavaş yaşlansak da, zamana ayak uydurmak zorundayız. Bu nedenle facebook sayfamızın yanında, bir de instagram hesabı açtık. Artık köpeklerinizin resimlerini daha da anlık olarak, instagram'dan takip edebiliyorsunuz. Facebook sayfamız daha çok iletişim merkezli kullanılmaya başlandı.

Bazı şeyleri olduğu gibi bıraktık...
2016'nın ilk selfiesi...
Değişmeyen şeyler de var tabii. Eğitim standartlarımızda üyesi olduğumuz IACP standartlarını kullanmaya devam ediyoruz. Köpeklerinize kendi ihtiyaçları, karakterleri ve sizinle beraber yaşantılarındaki koşullarına uygun hizmet vermeye devam ediyoruz. Köpeklerin burada eğlenmesine, iyi vakit geçirmesine, oynarken öğrenmelerine gösterdiğimiz özen değişmedi. Elektronik tasmaya hâlâ karşıyız, hâlâ esas mesleğimizin öğretmenlik ve insan eğitimi olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz. Köpeğin mekanik bir canlı olmadığını, her birinin kendi karakteri olduğunu, sahibiyle beraber bir şeyler başarabileceğini sonuna dek savunmaya devam ediyoruz.

Netice itibariyle iyi şeyleri daha iyi yapabilmek adına, gelişimimizi hâlâ sürdürüyoruz. 

Herkese köpekleriyle beraber nice güzel anı biriktirebileceği, muhteşem bir 2016 yılı diliyoruz. 

Kendimize de...

2016 yılında daha çok paylaşımla aranızda olmak dileğiyle. 


Devamını Oku

Köpekler Üşür mü?

Ekim ayı geldi... Sıcak yaz günlerini geride bıraktığımız bu günlerde (hep bu klişe cümleyi kullanmak istemiştim), sıkça karşılaşmaya başlayacağımız "köpekler üşür mü?" sorusunun cevabını vermeye çalışırken, eksik bilgileri tamamlamaya ve yanlış bilinenleri düzeltmeye çalışacağım.

Soru: Köpekler Üşür mü?
Cevap: Öncelikle "üşümek" nedir? Üşümek sözcüğünden herkesin anladığı bir mi? Biraz bunları açıklamak gerekiyor. Üşümek, oldukça subjektif bir kavram. Kendimizden yola çıkarsak, bir arkadaşımız Ağustos ayında "üşüyorum" diyebilirken bir diğer arkadaşımız Ocak ayında herkes tir tir titrerken gömlekle geziyor olabilir. O halde bu arkadaşlarımızdan birini referans noktası olarak ele alıp "İNSANLAR ÜŞÜR MÜ?" sorusunu sorarsak, oldukça subjektif değerlendirmiş oluruz bu durumu... Hem bütün bunların yanında "Ben üşümüyorum kiiiii" diyerek karda kışta sokaktan alamadığımız nice çocuğumuz, gencimiz birkaç gün içinde ateşler içinde yatağa düşmemiş midir?

Yok, ben illa "üşümek" kavramı üzerinden gitmek istiyorum derseniz, bir köpeğe üşüyüp üşümediğini soramayacağımıza göre, ancak davranışlarından bunu yorumlayabildiğimizi söyleyebilirim. Örneğin üşüyen bir köpek yatarken ısısını korumaya eğilimlidir. Burnunu arka bacaklarının arasına alarak uyur. Üşüyen bir köpek, tıpkı biz insanlar gibi titrer. Üşüyen bir köpek, soğuk havada dolaşmak istemeyebilir.

Geçtiğimiz kış, aynı ırktan, aynı yaş grubundan, benzer kondisyonlara sahip, aynı beslenen iki köpeğimizi ele aldığımızda, kimisinin havalar soğumaya başladığında ısısını korumaya yönelik davrandığını (yani üşüdüğünü) bir diğerinin ise ısısını korumadığını gözlemledik. Üşüyen köpeğimiz yağmurda kardeşiyle oynamak yerine yatağında yatmayı, yatarken hep ısısını korumaya yöneldi. Mama tüketimini diğer kardeşine oranla ciddi anlamda artırdı. Üşümeyen, üşümediğini düşünen haşere kardeşi ise kış boyunca sürekli kilo kaybetti. Müdahalelerimiz olmasaydı muhtemelen bağışıklık sistemi düşerek hasta olacaktı.

Bununla beraber, evde yaşayan köpeklerimizden biri, yaz aylarında bile halının üstünde yatmayı tercih etse de, diğeri kışın belli bir sıcaklığın altına inene dek seramik zemini tercih etti.

O halde köpekler üşür mü? Sorusunun cevabı, köpekten köpeğe sıcaklık değişse de, her sıcak kanlı memeli gibi nihayetinde her köpeğin de üşüyeceğidir. Yaz yiğidi arkadaşımıza bakıp insanlar üşümez diyemeyeceğimiz gibi, soğuk tolerasyonu yüksek bir köpeği örnek gösterip köpekler üşümez demek düpedüz aptallık olacaktır. Yani köpekler üşür!

Aslında bunun üstüne daha yazıp çizmeye gerek var mı bilmiyorum ama, biraz da köpeklerin soğuğa karşı nasıl dayanıklı olduklarını, ırksal, yaşsal farklılıkları, beslenmeyi ele alalım. Ama bunu yaparken, biraz sıkça karşılaştığımız cümlelere değinelim.

"İyi beslenen köpek üşümez!"


Resimdeki kızak yarışçısı, tamamen köpeklerinin mama maliyetini düşürmek için bu kulübeleri yaptırmış olamayacağına göre, bu işte bir yanlışlık var.

Duyduğum en acayip tümevarım cümlesi. Şimdi biri, bu arkadaşa demiş ki, kışın köpeğini iyi beslersen köpeğin üşümez. Bunu söyleyeni bir kazan yemekle beraber -70 derecelik bir soğuk hava deposuna üstelik -40'a kadar dayanıklı bir kayak kıyafetiyle bırakmak isterdim. Bol bol beslenip üşümemeyi başarsın diye.



Evet, beslenme soğuk tolerasyonu için önemli bir etken. Niye? Çünkü vücudumuz kendi ısısını korumaya çalışırken enerji harcıyor. Köpeklerinki de aynen öyle yapıyor. Dolayısıyla yeterli enerjiyi alamayan köpeğin soğuk tolerasyonu daha hızlı düşecek ve hipotermi riski yükselecektir.

Hareket eden köpek üşümez!

Bir hurafe daha. Biri şu resimdeki arkadaşı lütfen buna ikna etsin, sonra bizleri de ikna edebilir belki.

Elbette hareket esnasında soğuğun önemi, duran bir köpeğe göre kat be kat daha azdır. Ancak bu demek değil ki vücut, sıcaklığını korumak için enerji harcamayı bıraktı. Öyle bir şey yok.

Köpeğin vücudu, hareket etse dahi vücut ısısını korumak için ekstra enerji harcamaya devam ediyor. Ancak durduğunda, vücut sıcaklığı zaten düştüğü için, ısınmak için daha çok enerji harcıyor.

Husky, Malamut vb. köpekler üşümez!

Soldaki resme iyi bakın.

Köpeklerin ayaklarında kar botları göreceksiniz. İsterseniz buraya tıklayarak detaylı bilgi de alabilirsiniz tabii ama özetle, soğuk iklimlere daha dayanıklı bu köpekler bile belli bir sıcaklığın altında soğuğu tolere edemeyebilirler.

Yani, bu köpeklerin soğuk tolerasyonu daha yüksek olsa bile onlar da pekala üşürler.

Sonuç itibariyle, köpekler de tüm sıcak kanlı memeliler gibi üşüyen canlılardır. Ancak daha önemlisi, soğuğu tolere etme seviyeleri. Yani bir köpeğin hangi sıcaklığa kadar soğuğu tolere edip etmemesidir asıl sorulması gereken soru.

Burada önemli olan etkenler köpeğin ırkı, yaşı, beslenmesi, kürk özellikleri ve metabolizmasıdır. Örneğin 8 haftadan küçük köpekler soğuk tolerasyonu çok düşük canlılardır.

Peki köpeğimiz için havanın soğuk olduğunu nasıl anlarız?

Eğer köpeğimiz uyurken kıvrılarak yatıyorsa (sağdaki resim) hava onun için çok soğuk demektir.

Eğer köpeğimiz kış aylarında kilo kaybetmeye başlamışsa vücut ısısını korumak için harcadığı enerji, aldığı enerjiden daha düşük demektir.

Eğer köpeğimiz titriyorsa, ya da dışarıda daha az zaman geçirmek istiyorsa üşüyor demektir.

Ve hava sıcaklığı sıfırın altına indiğinde, mutlaka köpeklerin kuru, ısıyı koruyan bir yerlerde uyumaları gerekmektedir.

Artık, askerde karda uyuyan kangalları biraz kenarda bırakalım. Onlar, ne olursa olsun soğuğa karşı dayanıksız kardeşlerini seleksiyona kurban vermiş, hayatta kalmayı başarmış güçlü köpeklerdi. Onlar ne olursa olsun yemekhanenin protein, karbonhidrat ve yağca zengin artık yemekleriyle beslenen kondisyonu iyi köpeklerdi.

Kışın yaklaştığı şu günlerde hem kendi köpeklerimizi hem de sokaktaki hayvanları soğuğa karşı koruyalım. Gerekiyorsa kışlık kıyafetlerini giydirelim. Kışın iyi beslenmelerine ve soğuktan etkilenmeyecekleri kuru yerlerde uyumalarına özen gösterelim.


Köpek Eğitmeni
Oktay GÜLSAÇAN
İzmir - 2015

Devamını Oku